''Uğur Mumcu yaşasaydı hapse atılır yazıları sansürlenirdi''

Bundan 25 yıl önce, 24 Ocak 1993 tarihinde, arabasına konan bombayla evinin önünde katledilen Uğur Mumcu'nun failleri hala bulunamadı. Mumcu'nun yazar oğlu Özgür Mumcu ise ''Uğur Mumcu yaşasaydı hapse atılır yazıları sansürlenirdi''dedi.

''Uğur Mumcu yaşasaydı hapse atılır yazıları sansürlenirdi''

Bundan 25 yıl önce, 24 Ocak 1993 tarihinde, arabasına konan bombayla evinin önünde katledilen Uğur Mumcu'nun failleri hala bulunamadı. Mumcu'nun yazar oğlu Özgür Mumcu ise ''Uğur Mumcu yaşasaydı hapse atılır yazıları sansürlenirdi''dedi.

Hasan KARADENİZ
Hasan KARADENİZ
24 Ocak 2018 Çarşamba 12:09
49 Okunma
''Uğur Mumcu yaşasaydı hapse atılır yazıları sansürlenirdi''

Birgün gaztesinden Ece Zereycan'a konuşan Akademisyeen-Yazar Özgür Mumcu, bu dönemde babası Uğur Mumcu'nun yaşasaydı yaptığı haber nedeniyle hapse atılacağını söyleyerek, "Babamın yaptığı tarz bir gazeteciliğin bugünkü iktidar yapısının ve bu toplumsal kutuplaşmanın içersinde ayakta kalabileceğini düşünmüyorum. Yaptığı haberlere muhtemelen erişim yasağı gelirdi, yasaklanırdı ve büyük ihtimalle hapse atılırdı" dedi. 

Özgür Mumcu'nun Ece Zereycan'la yaptığı söyleşi şöyle: 

İçinde bulunduğumuz siyasi iklimi nasıl tanımlarsınız?

Yakın Türk siyasi tarihinin en baskıcı döneminden geçiyoruz. Hem siyasal İslam’ın örgütlenerek iktidarı uzun zamandır ele geçirmesi hem de Arap Baharı ile beraber ‘Ortadoğu’ya abi olabiliriz, ümmetin lideri olabiliriz’ heveslerinin artmasıyla buralara kadar geldik.

‘Ortadoğu’nun abisi olabiliriz’ den Afrin Operasyonu’na, medyanın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de medyanın, bütün bize benzeyen otoriter rejimlerdeki gibi, ezici ağırlığı iktidarın kontrolünde. Arada istisnalar olmakla beraber, medya şu anda propaganda işlevi görüyor. Talimat üzerine haber yapılan birtakım propaganda metinleri var haber kanallarında. Gazete ya da televizyon denemez onlara. Hükûmet ne istiyorsa yapacak, onun için irade devşirecek birtakım organlardan bahsediyoruz.

Bu propaganda toplumsal yapıyı birebir etkiliyor. Medyanın gücü ortada. Gazeteciliğin yapılış tarzını nasıl yorumlamak lazım?

İktidara yakın medya ve eskinin ana akımı iktidarın güdümüne girmiş durumda. Bu da elbette toplumu, kamuoyunu etkiliyor. İktidarın politikalarına aykırı söz söyleyen az sayıda kanal var. Gazeteler de benzer durumda, sosyal medyada zaten herkes kendi kendini dinliyor. Herkes kendine yakın insanları takip ettiği için; diğer tarafta ne oluyor hiçbir fikri yok. Bütün bunların üzerine bir de medya üzerindeki baskıyı düşünürsek, bu da doğal olarak bir otosansür getiriyor. Bu ortamda kamuoyunun sağlıklı bilgi alması, sağlıklı bilgiler ışığında siyasi tercihte bulunmasının imkânı yok.

Bir de linç kültürü var. Bu kampanyaların başında da siyasetin başındaki isimleri görüyoruz. Son hedefleri Canan Kaftancıoğlu oldu. Tahir Elçi, Hrant Dink, Uğur Mumcu ve pek çok isim hedef gösterilmelerinin ardından katledildi.

Türkiye tarihindeki örneklere baktığımızda siyasilerin ve medyanın hedef göstermesi sonucunda ortaya çıkmış pek çok siyasi cinayet var. Bu bakımdan elbette siyasilerin ve medyanın artık daha duyarlı olmasını beklerdik ama tam tersine bir eğilim görüyoruz. Umarım bu linç kültüründen, en azından bireysel olarak insanların hedef alınmasından vazgeçilir. Fakat çok da ümidim yok. Bunun, siyasi kutuplaşmada işe yaradığı, seçimlerde işe yaradığı düşünüldüğü sürece bu devam edecek.

Babamın yaptığı gazetecilik bugün yapılamaz

Peki, Uğur Mumcu gazeteciliği bu süreçte devam edebilseydi nasıl bir tablo olurdu önümüzde?

Babamın yaptığı tarz bir gazeteciliğin bugünkü iktidar yapısının ve bu toplumsal kutuplaşmanın içersinde ayakta kalabileceğini düşünmüyorum. Yaptığı haberlere muhtemelen erişim yasağı gelirdi, yasaklanırdı ve büyük ihtimalle hapse atılırdı. Bugün kim yolsuzluk haberi yapabilir? Kim Türkiye’de silah kaçakçılığı ve silah transferleri üzerine haber yapabilir? (Babamın çalıştığı konulardan bahsediyorum). Bugün kim mafyayla siyasi odaklar arasındaki yakın irtibatlardan bahsedebilir ve bunu delilleriyle ortaya koyabilir? Babamın yaptığı gazeteciliği bugüne yansıtsaydık çok büyük ihtimalle yapılması engellenirdi.

Bu noktada medya-siyaset ilişkisini konuşmalıyız sanırım…

İktidara yakın medya, normal şartlarda serbest piyasa koşulları içerisinde ayakta duramaz. Bu gazete ve televizyonlar devlet kaynakları tarafından sübvanse ediliyor. Doğrudan değil belki ama iktidara yakın işinsanlarının iktidarla iş ilişkileri var ve bunun bedeli olarak da bazı gazete ve televizyonları ayakta tutma zorunlulukları var. Bu da iktidara verdikleri bir hizmet aslında. Normalde reklam verenlerin iktisadi kaygılarla verdikleri reklamlar değil bunlar. Destek için veriyorlar.

Bir yazınızda “Milleti bölerek büyümenin de elbette bir sınırı vardır. İktidar o sınıra dayanmışa benzemektedir’’ diyorsunuz. Bir kırılma mı yaşanacak sizce?

Sadece bizim rejim için geçerli değil, bizimkine benzeyen bütün rejimler aynı şeyi yapıyor. ‘Biz’ ve ‘diğerleri’ olarak toplumu ayırıyor. ‘Biz milletin gerçek temsilcileriyiz, geri kalanı milletten değil’ deniyor. Bölerek iktidara gelebilirsiniz ama bir süre sonra bölerek yönetemezsiniz. Çünkü bir noktadan sonra bu böldüğünüz toplumu birleştirmeniz gerekir ki meşruiyetiniz olsun. Bu birleşme hamaset üzerinden, milli davalar üzerinden yapılmaya çalışılıyor. Askeri operasyonlar üzerinden milleti tekrar kaynaştırma çabası var. Ve yüzeysel bir Atatürkçülük söylemiyle de diğer tarafa uzanmaya çalışıyorlar. AKP, MHP’yi de yanına aldı. Çünkü artık yüzde 50’yi tutamaz oldu tek başına. MHP’yi yanına aldığı zaman bile ancak %50’yi tutmaya başladı. Siyasetin sağındaki diğer unsurları da bir şekilde absorbe etmeye devam etmesi gerekiyor. Bu kısa vadede iktidarın el değiştireceği anlamına gelmez ama bir erime olduğu da açık. Bu sebeple AKP’nin meşruiyetini devam ettirmek için bişeyler yapması lazım. röportajın devamı için tıklayınız

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.